Şu anda okuyorsunuz
HÜZÜNLÜ KRALİÇE İMPAROTORİÇE FARAH PEHLEVİ

HÜZÜNLÜ KRALİÇE İMPAROTORİÇE FARAH PEHLEVİ

HÜZÜNLÜ KRALİÇE İMPAROTORİÇE FARAH PEHLEVİ

Hüzünlü Kraliçe, İmparatoriçesi Farah Pehlevi’nin yaşamı bağlamında; Rıza Şah Pehlevi’nin evlilikleri ve yakın tarih üzerine genişçe bir bakış.

Pehlevi hanedanı; perişan olmuş, yok olmanın eşiğine gelmiş bir ulusu modernleştirmek için yola koyulmuş aileydi. Hanedanın kurucusu Rıza Şah; 1926 yılında bir darbeyle iktidara gelen okuma-yazma bilmeyen asker, acımasız bir tiran aynı zamanda vizyon sahibi reformistti.

Ülkesine demokrasi getirmeyi reddetmesinin başlıca nedeni; kendisinden sonra oğlunun şah olmasını istemesiydi, isteği 1941’de Muhammed Rıza Şah’ın yükselişiyle gerçek oldu, fakat hükümdar babasından farklı olarak Muhammed Rıza; İran’da II. Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan, Başbakan Muhammed Musaddak’ın temsil ettiği demokrasiden nefret etti, ancak onu ezmek için hiçbir şey yapmadı; sonra adeta Tanrı’nın bir armağanı gibi, CIA ve İngiliz MI6 servisleri; 1953’de İran petrol endüstrisini ulusallaştırmak isteyen Musaddak’ı devirdi, bu da Muhammed Rıza Şah’ın mutlak iktidarı ele almasını sağladı…

Mısır’ın ilk kralı Fuad ile Kraliçe Nazlı’nın dört kızının büyüğü olan 18 yaşında olan Prenses Fevziye; 20 yaşındaki Prens Muhammed Rıza Pehlevi, Kahire’de 1939 yılında ve binbir gece masallarını andıran dillere destan bir düğünle dünya evine girdiler. Prenses düğünden sonra İran’a gitti, ama büyük şaşkınlık yaşadı: O yıllarda yüksek petrol geliri ile tanışmayan İran, Mısır’da zenginliğin zirvesi içinde büyüyen Prenses Fevziye için Ortaçağ memleketi gibi idi; elektrikleri sıklıkla kesilen, caddelerinin çoğu hâlâ toprak olan, sarayı da büyücek ama fakir villayı andıran Tahran, prensese bir taşra kasabası gibi gelmişti; ertesi yıl Şehnaz isimli kızları oldu, kayınpederi Şah Rıza Pehlevi 1941’de tahttan feragat etti, yerini Muhammed Rıza aldı ve Prenses Fevziye İran’ın imparatoriçesi oldu.

Fevziye; dünyada artık ‘Asya Venüsü’ diye anılıyor, ama imparatoriçe mutsuz ve kocasıyla anlaşamıyordu. 1946’da bir süre kalmak için, Kahire’ye gitmek istedi. Şah, Kahire’ye birkaç aylığına giden karısını uğurlamaya onunla beraber ve kalabalık maiyetiyle havaalanına gitti. İmparatoriçe’yi Kahire’ye götürecek olan özel uçağın önünde vedalaştılar; Fevziye, kızı ve nedimeleri ile beraber uçağa bindi; kapılar kapandı, pervaneler dönmeye başladı, ama uçak hareket etmedi! Kapılar yeniden açıldı, tekrar merdiven uzatıldı; Şah’ın protokol nazırı uçağa gelerek Fevziye’ye “Majesteleri Şah hazretlerinin kızlarını son bir defa öpmek için aşağıya gönderilmesini rica ettiğini” söyleyince, Fevziye “tabii” dedi, protokol nazırı Şehnaz’ı elinden tutup, uçaktan çıkarttı; tam o anda merdiven çekildi, kapı kapandı, pervaneler hızla dönmeye ve uçak pistte ilerlemeye başladı. Şah’ın kızını kaçırdığını anlayan Fevziye; çığlıklar atarak yerinden fırladı, pilota dönmesini emretti, ama pilotlar asıl emri Şah’tan almış olduklarından Fevziye’nin haykırış ve hıçkırıklarına kulak asmadan uçağı havalandırdılar.

Fevziye, Kahire’ye indiğinde kendinden geçmişti; Şah, sadece çocuğuna değil, Fevziye’nin Tahran’da bıraktığı tüm mücevher ve eşyasına da el koydu!

Fevziye, bir daha da dönmedi! 1948’de Şah’tan boşandı ve kızını uzun yıllar göremedi…

Şah; Prenses Fevziye’nin ardından iki evlilik daha yaptı; önce Süreyya, onu boşadıktan sonra da Farah Diba ile evlendi…

Erkek çocuk veremediği için hükümet kararıyla zorla boşatılan ve sürgünde yapayalnız ölen Prenses Süreyya ya da Süreyya İsfendiyari Bahtiyari Paris’teyken İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi’nin kız kardeşi Prenses Şems kendisine ulaştı, İran’a davet edildi; davetin anlamı çok açıktı! “Akıllı, sportmen, tanıştığımda beğenirsem neden evlenmeyeyim” demiş ve yalnızca dış görünüşe bakarak değerlendirmişti ama Şah’la tanıştıktan hemen sonra kararını verdi ve 1950 yılının Ekim ayında nişanlandılar; çok kısa sürede, 12 Şubat 1951’de de tüm dünyanın konuştuğu bir düğünle evlendiler.

Sosyal görevler ve Şah’la çıktığı geziler dışında sarayın içinde esaret hayatı yaşıyordu. Dünya basını tarafından yakından izlenirken ve dergilere kapak olurken veliaht sesleri yükselmeye başlıyordu. Süreyya’nın bir erkek bebek doğurması ve soyu devam ettirmesi gerekiyordu ama Avrupa’nın ünlü doktorlarına görünmesine rağmen derdine çare bulamıyordu; Saray meclisi toplanmış, karar belirlenmişti; kuma gelmesini kabul ederse, Şah boşanmaktan vazgeçebilirdi!

Saraydan gelen kuma cevabına karşılık delirdi ve Süreyya; ailesiyle birlikte, transatlantiğe binip yeni bir hayat kurmak üzere Amerika’ya yerleşti.

Çocukluğundan beri hayalini kurduğu dünyaya adım attı ve ‘Bir Kadını Üç Yüzü’ filminde rol aldı, artık artistti. Ünlü aktör Maximilian Schell ile doludizgin aşka yelken açtı ama mutluluğu uzun sürmedi.

Evli yönetmen Franco Indovina ile yaşadığı aşk bir uçak kazasıyla son buldu; hayatının ikinci aşkını kaybetmişti, ömrünün geri kalanında yalnızlığı ile baş başa kaldı, 25 Ekim 2001 günü Paris’teki evinde ölü bulundu…

İran Hava Kuvvetleri’nde görevli, Azeri asıllı Söhrab Diba’nın tek çocuğu; tam adı Farah Diba olan, İran Kraliçe ve İmparatoriçesi; son İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi’nin üçüncü ve son eşi Farah Pehlevi; 14 Ekim 1938 tarihinde Tahran, İran’da doğmuştur.

İlginizi Çekebilir
Koton’un Kaban Koleksiyonu Sonbahar – Kış Kaban Trendlerini Belirliyor

Farah Diba, Paris’te École Spéciale d’Architecture’de eğitim gördü.

İran Şahı Pehlevi’nin üçüncü eşi Farah Diba; 21 yaşında evlendiğinde, erkek çocuk doğurmak için büyük baskı altına girdi, sonuçta ikisi erkek toplam 4 çocuk dünyaya getirdi. 1959 yılında Muhammed Rıza Pehlevi ile yaptığı evlilikten; Rıza, Farahnaz, Leyla ve Ali Rıza isimlerinde çocukları olmuştur.

Şah ailesi; İran’daki devrimden sonra sırasıyla Mısır, Fas, Bahamalar ve Meksika’da yaşadı; Bahamalar’da kendilerine özel plajları olan aile, Şah’ın ölümünün ardından Washington ve Paris arasında yaşamaya başladı; 1981 yılında, Başkan Ronald Reagan tarafından ABD’ye davet edildi ve buraya yerleşti.

İran İslam Devrimi’nin ardından Mısır’a kaçan ve 1980 yılında kanserden ölen son İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi’nin kızı Leyla’nın ardından küçük oğlu Ali Rıza da intihar etti. Şah’ın ölümünün ardından çocuklarıyla ABD’ye yerleşen ve daha sonra Paris’te yaşamaya başlayan eski İmparatoriçe Farah Diba; küçük prensinin intiharıyla üçüncü kez ölümün acısını yaşadı. 1979’a kadar Batı dünyasının gıptayla izlediği hayat süren, fotoğrafları Avrupa ve ABD’deki dergilerin kapaklarını süsleyen eski İmparatoriçe Farah Diba’nın saraydan sürgüne uzanan acıklı hayat hikâyesi; Şah’ın sürgünde ölümü ile başladı. Kızı Leyla Pehlevi, 2001’de Londra’da ilaç ve kokain alarak intihar eden Farah Diba’nın, oğlu Ali Rıza Pehlevi Boston’da 2 milyon dolarlık lüks dairesinde kafasına ateş ederek ölümü seçti. Küçük Prens’in de tıpkı 31 yaşında intihar eden kız kardeşi Leyla gibi sürgünün acısına dayanamayarak, depresyona girdiği ve aşırı üzüntüden hayatına 44 yaşında son verdiği belirtildi.

Hâlen; Farah Pehlevi ile büyük oğlu (kendini İran’ın gelecekteki Şah’ı gören) Rıza Pehlevi hayattadır.

Fransa’da yaşayan Farah Diba “An Enduring Love; My Life With the Shah” (Sonsuz Bir Aşk; Şah ile Hayatım) kitabında; en az İran tarihi kadar çalkantılı olan hayatını anlatıyor, kitap bir yandan da Batılıların İran ve İslam dünyasına farklı bir açıdan bakmasını sağlıyor…

Bu içeriğe tepkiniz nasıl oldu?
Bayıldım
1
Kızgın
0
Komik
1
Şaşkın
1
Üzgün
2
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın!

Bir cevap bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

Türkiye'den ve Dünya’dan kadınlara öncelikli olarak, bütün kesimi ilgilendiren haberler tarafımızca bizzat yapılmaktadır. La Femme Nicomedia bir markadır. Her hakkı saklıdır. Bu websitesinde yer alan hiçbir metin/haber izin almadan kopyalanamaz.

Yukarı Kaydır